Zenginlik ve Yoksulluk Arasındaki Yıkıcı Dans: Parasite Filminin İncelenmesi

 "Dünyada tek bir günah vardır, o da fakirliktir."

Fakir bir adamın, imparatorun ve ailesinin yiyebilecekleri sonsuz etler, giyebilecekler muhteşem kumaşlar, sahip oldukları kilolarca altın olacağını hayal etmesiyle ilgili eski bir hikaye vardır. Zavallı adam sadece bu kadarını hayal edebildiği için kendini kolaylıkla teselli edebilirdi. "Sonuçta o imparator tabi ki benden fazlasına sahip olacak."

Peki ya zavallı adamın birkaç gün imparator ile yaşamasına izin verilirse?

O zaman gördükleri karşısında öfkelenmeyip, yine aynı rahatlıkla kendini teselli edebilecek midir? Yoksa zenginliğin biraz fazla et, biraz fazla kıyafetten çok daha fazlası olduğunu fark etmesi sinir uçlarına mı dokunacak?

Yoksullar ile zenginlerin şimdilik barış içerisinde yaşayabilmelerinin nedeni "Bilgi Asimetrisi" olsa gerek. Yani barış ancak izolasyonla inşa edilir.

Bong Joon-Ho röportajında şunları söyledi: "Aynı ülke ve şehirde yaşamalarına rağmen zenginler ve fakirler tanışma fırsatı bulamayabilir." Yoksullar eksikliklerini gizleyerek, birbirlerini izole ederek ve modern "tüm insanlar eşit yaratılmıştır" anlayışıyla gözlerini kapatarak, yoksul bir hayatı gönül rahatlığı ile yaşayabilir.

Ancak izolasyon zayıfladığında yoksullar, zengin kişilerin garajının kendi oturma odalarından daha büyük olduğunu, buzdolabında sonsuz miktarda kaliteli yiyecek ve şarap bulunduğunu ve bodrum katının birkaç kişiye yetecek kadar günlük ihtiyaçla dolu olduğunu görüyor. Yıllardır alışveriş yaparken, fiyatına bakmadan sadece sevdiğini alır ve "sevgiye ve anlayışa" ulaşmak için ev işlerini kendisi yapmasına bile gerek yok.

Daha da önemlisi, zenginlerin kafasına işeyen sarhoşlar yok ve evinin bodrumunda bile alarm var,  eğer hava iyi değilse ve kamp yapılamıyorsa kendi bahçesinde parti verebilir. Fakir aile, paranın hayatlarını gerçekten kolaylaştırabileceğini fark etti.

Bodrumdaki pencereler ve villadaki pencereler iki ailenin gördüğü dünyayı belirliyor.

Bu sayede imparatorun hayatının daha fazla et ve kıyafete sahip olmak kadar basit olmadığını öğrendiler. İnsanlar arasındaki fark aslında insanlarla köpekler arasındaki farktan daha fazladır.

Zengin ailenin sakin bir zihniyeti ve yaşamı var. Ne hızlılar ne de yavaşlar, sabit bir ritimleri var. Geçimlerini sağlamak için yorulmaları ya da mücadele etmeleri gerekmiyor. Bunun yerine iyi tasarlanmış partiler, zarif sanat ve müzik, maddi bağlardan arınmış en saf aşk var.

Fakir insanlar kendi kendilerine şöyle düşündüler: "Bu, pembe dizilerdeki para için ölümüne dövüşen zengin insanlardan tamamen farklı! Onlar her şeyde mükemmeller ve bu çok haksızlık!"

Bu insanlarda nefret edilecek hiç bir şey yoktur ama en çok nefreti hak eden onlardır.

Seul'ün zengin Gangnam babaları çocuklarına özel öğretmenler, Kızılderili çadırları ve hazırda biftek udon eriştesi sağlayabilirler. Diğer tarafın siyah gecekondu mahallelerinde ise bir babanın oğluna getirdiği şey, rastgele ilişkiler, uyuşturucular, silahlar ve açıklanamaz kaybolmalardır.

Zavallı babanın öldürücü niyetinin kaynağı ise aslında o yağmurlu geceydi.

Her ne kadar Başkan Park, zavallı babayı mutsuz eden sınırlar ve kokuyu defalarca vurgulasa da, bu metafiziksel şeyler maaş karşısında konuşulmaya değer değildi.

Ama o yağmurlu gecede, bütün ailenin masanın altına saklanıp zenginlerin flörtleşmesini ve metro kokusundan bahsetmesini dinlediği o yağmurlu gece.

Yağmurlu bir gecede zavallı insanlar merdivenlerden aşağı inerken su yavaş yavaş ayak bileklerini, bacaklarını, göğüslerini ve boyunlarını sular altında bıraktı. Bu dünyada yerçekimi bile gerçekten züppece.

Sürekli lağım fışkırtan tuvalette otururken sigara içen kızın, birdenbire evini sular altında bırakan selin aynı zamanda zengin bölgeyi besleyen taze yağmur ve çiy olduğunu fark etti.

öte yandan zengin insanlar başkalarına karşı iyi, nazik ve açık fikirli görünüyorlar. Kötü şeyleri bile sadece karı koca arasında konuşuyorlar ki bu çok onurlu bir davranış.

Ama zenginlerin kötülüğü bilinçsizdir. Onların kötülüğü belirli bir kişiden değil, sınıfın kendisinden kaynaklanmaktadır. Başkan Park, sadece ön plana itilen talihsiz bir günah keçisiydi. Bu da bir bağlamda zengin bir adam olarak suçlu olduğunuz anlamına geliyor. İyi kıyafetlere ve iyi yemeklere sahip olduğunuz için suçlusunuz ve sınırları vurguladığınız için suçlusunuz.

Keskin bir koku alma duyunuz olduğu için ve kokuları ayırt edebildiğiniz için suçlusunuz.

Peki ya tüm bunlardan sonra ne olacak?

Fakirler yine itaatkar bir şekilde kendi bodrumlarına inecek, yukarıdaki efendiler yine tekrar tekrar değişecek, on bin efendiyi bıçaklayıp öldürseniz bile yukarıda sıra size nasıl gelecek?

Bu karşılaştırma, sizin nasıl farklı insanlar olmadığınızı, yalnızca nesilden nesile reenkarne olan ve kaderinizden kaçamayan, belirsiz, örtüşen ve tekrarlanan bir grup parazit olduğunuzu söylemek içindir.

Filmin sonu bir beklenti verir, oğul çok çalışıp sonunda bir ev aldığını ve babasına güneş ışığı verdiğini hayal eder. Ancak izleyici çaresiz çünkü bunun gerçekleşme ihtimalini çok iyi biliyorlar.

Bu çaresizlik duygusunun en güzel tarafı da bunun filmin kendisi tarafından dile getirilmemesi, çünkü oğul mektupta bir ev almak istediğini açıkça belirtmiş!

Peki seyirci buna neden inanmıyor?

Film boş alan bırakıyor ve açık bir son veriyor gibi görünüyor ama gerçek toplum bunun açık olmasına izin vermiyor.

"Oğul sonunda bir ev satın aldı mı?" Bu, yönetmen Bong Joon-Ho'nun herkese sorduğu bir soru ama sorduğu anda cevabı biliyor gibi görünüyor.

Yorumlar

Popüler Yayınlar