İç Dünyanın Yankıları: Kendimi Tanımanın İlk Adımları
Günüm genellikle boş bir zihinle başlar ve monoton bir rutin içinde geçer. Sabah alarmla irkildikten sonra işe gitmek için hazırlanırım. Sıradan bir iş günü, yoğun ve stresli bir tempoyla başlar ve akşam eve döndüğümde yorgunlukla dolu bir beden ve solgun bir ruhla karşılaşırım. Yemeğimi yer, duşumu alır, ardından televizyonun karşısına geçerim, sadece zihnimin boşalması ve rahatlamam için. Ancak bu düzenin içinde bir tatlılık vardır. Özellikle, benim gibi, bu karmaşık dünyada kendi yerinizi bulamamışsanız. Zamanım olduğunda düşünürüm, düşündüğümde ise cevap ararım, ancak genellikle bu arayış sonuçsuz kalır ve özgüvenim sarsılır. Zaten pek yüksek değil özgüvenim. Bu soru herkesin aklına zaman zaman gelir:
"Benim varoluş amacım nedir?"
Bu soruyu her sorduğumda, kendime bir hedef belirlemem gerektiğini anlarım. Ancak, yaşadığınız coğrafya genellikle bu amacı bulmanıza yardımcı olmaz. Fakirlikten şikayet etmek istemiyorum. Fakirlik, bazı şeylerin bahanesi olabilir, ancak bazı şeylerin değil. Sorunum her zaman parasızlık değil, solgun ruh halimden kaynaklanıyor.
Aynı anda hem değişmek hem de her şeyin aynı kalmasını istemek saçma mı? Hem yeni şeyler öğrenmek hem de sabırsız olmak normal değil mi? Yalnızlık hissine kapılmak ve en küçük farklılıklara bile tahammülsüz olmak son derece gerçekçi gelir. Çünkü içten içe, yaşadığım hayattan veya olduğum kişiden memnunum, ancak çevrem ve toplum, olduğum kişiden memnun değil gibi görünüyor. Çünkü bir ruh eşi bulmalı, bir beceri geliştirmeli, arkadaşlarımızı düzenli olarak ziyaret etmeli, ailemize bakmalı, her sabah birine "günaydın" mesajı atmamız gerektiği gibi beklentiler var.
Tüm bunların yapılmadığı bir yaşam, en hafif ifadeyle boş bir yaşamdır ve ailemi utandırır. Özellikle saygın bir mesleğiniz yoksa. Kendi halime bıraksalar, sessizce yaşayabilirim, ancak toplumdaki yakın çevremi oluşturan bireylerin benden kaynaklanan memnuniyetsizlikleri üzerine düşünmek zorunda kalıyorum. "Ben kimim? Neden buradayım? Ne yapmalıyım?" gibi sorular sorgulamamı engelliyor. Bu engel, değişimden veya beklentilere uymaktan alıkoyuyor.
Bence mutlu bir yaşam, kimseye ihtiyaç duymadığınız bir yaşamdır. Eğer bir şekilde bunu başarabiliyorsam, kendime başka bir amaç belirlemem gerekip gerekmediğini düşünmek zorundayım. Hayal kurmak veya bir hedefe odaklanmak, beni daha mutlu bir insan yapmıyorsa, bunun üzerinde ısrar etmenin anlamı nedir? Konforlu, çaba sarf etmeksizin ve düzenli bir hayat benim için yeterliyse, neden konfor alanımdan çıkmak için bir arzu duyayım ki?
Benim yaşamdaki amacım, düzenin bir parçası olmaktır. Ekosistemdeki bir böcek kadar bir yere sahibim ve bir böcek gibi sistemin düzeni için yaşıyorum. Ben sıradan bir insanım ve Napolyon olmak istemiyorum. Bu düşünce, belki de insanın huzurunu bulabilmesi için yeterlidir.
Yorumlar
Yorum Gönder